
Biliyorum, bu ikinci yazım bu albüm hakkında.
Ama anlatmak istiyorum yine de.
BSP çok garip, kendine özgü bir olay. Savaş, heykeller, Larsen B. kuş gözlemi, Field Marshall Montgomery. Özellikle savaş imgeleri, ve bizim savaşı algılayış biçimimizle oynayan, hatta tarihin kenarda köşede kalmış, popular dünyamızda yer edememiş olayları, kişileri ve yerleri alıp, hem albümlerinde hem de konserlerinde bu “kalıntıları” kullanan, böylece çok antika bir duruşa sahip olan bir grup. Ve dahası, bütün bu “Joy Division” ve bilimum popüler grup benzetmelerinden hiç sarsılmadan sıyrılıp kendi mevkisini kazabilmiş bir grup. Ve 3. albümleri de BSP’ın devam eden seferberliğinin bir uzantısı.
Decline of BSP, ilk albümleri, toz, kan, kaos ve tüfek ateşleri arasında patlayıp biten karmakarışık bir savaşa benziyordu. Ne zaman başladı, nerede bitti anlamak çok güçtü, ama insanın kalbini deli gibi attırmayı başarıyordu. Melodiler arada sırada görünüp kayboluyordu ve tamamen şok edici bir albümdü. Ve öyle yıkıcıydı ki duygusal olarak, neden bana çok sevdiğim albümler hep hüzünlüymüş gibi geliyor bilmiyorum ama BSPde her zaman alttan alta kaynayan duygu bu hüzündü, ama öyle kapanıp ağlayayım, kimseyi sevmiyorum gibi bir hüzün değil de, daha çok geçip giden şeylere ve geleceğin hiç bir zaman o kadar güzel olamayacağına dair bir his. Yıkılmış, eskimiş binaların, şehrin kenarında köşesinde kalmış el değmemiş mahallelerin, yaşlıların bazen yakalamayı başardıkları o tarafsız ve gerçek, önemsiz gibi görünen küçük ayrıntıların, sahaflarda bulduğumuz eski kitapların kenarına çiziktirilmiş notların, kimsenin uğramadığı mezarlıkların, hayaletlere hala inanmanın, nostalji değil ama, bütün bu geçmişin kayboluşunun karşısında duyduğumuz hüzün. Gerçekten, geçmişi silmekteki bu inanılmaz başarımız takdire değer ve silemediklerimizi müzeleştirmedeki bu fanatik hevesimiz. Tam da burada BSP devreye giriyor demiyorum, ama bana bunları hissettiriyorlar.
Open Season, ilk albümün daha bir hizaya girmiş, üstü başı düzeltilmiş haliydi. İlk albümdeki o hararetli kaosun yerini, temiz pop şarkıları almıştı. Bazıları o ilk albümün yarattığı etkinin kaybolduğu bu albümü beğenmeselerde, ben görevine candan bağlı bir asker olarak defalarca dinledim. İlk albümden bile çok seviyorum OSyi.
Do You Like Rock Music? ise, yine BSP’nin heves dolu, kocaman rock şarkılarından oluşan bir albümü. Yıkım ve kıyamet hissi bütün şarkılarda hissediliyor, kalabalıklar, felaketler, göçmenler. Bütün bu tarihsel olaylar ve isimler, tam tersi bir etki yaratıp daha bir zamansızlaştırıyor BSP’yi. Daha doğrusu, ne sürekli gelecekten korkarak, ne geçmişe özlem içinde boğularak, ne de şimdiye takılıp kalarak harcıyor zamanını; bu albüm durup dışına çıkmaktan bahsediyor bütün bu olayların ve hem korkuyu, hem özlemi, hem de BSP’nin bu yeni keşfettiği umut dolu sesi karıştırıp bize müthiş melodilerle sunuyor. Kesinlikle ileri bir adım BSP için, sesini sürekli taze tutmaya kararlı bir grup var kesinlikle karşımızda. Albümün tek beğenmediğim yanı, son iki albümün de sonlarında olan uzun şarkının bu sefer diğerleri kadar etkileyici olmaması. Onlar en sevdiğim iki şarkıydı BSP’dan, özellikle True Adventures, bence hala yaptıkları en iyi şarkı.
Bu seneye başlarken elime geçen ilk albüm bu, ve eminim sonuna kadar geri dönüp dinleyeceğim bir albüm. Ve eminim, yıl sonu listemde en üst sıralarda olacak, genelde hiç böyle düşünmem albümler hakkında, ama bu gerçekten çok farklı. Çok farklı bir gruptan, muhteşem bir albüm. Muhteşem, en sevdiğim sıfat, kesinlikle yakıştı bu albüme, hatta diğerlerinden daha da çok.
Download : British Sea Power – Do You Like Rock Music?