Baran’s World

Just another WordPress.com weblog

2. Frog Eyes – Tears of The Valedictorian Ocak 23, 2008

Filed under: Genel — baranakkush @ 11:50 pm
Tags: , ,

61n2-3uLwPL

Bu listedeki her grubu çok seviyorum, ama hayranı olduğumu söyleyebileceğim tek grup Frog Eyes aralarında. İnsan kendini en çok anlatan grupları mı seçiyor? Yoksa kendini en çok duygulandıranları mı? Melodilerin güzelliği mi, yoksa sözlerin edebi değeri mi? Nasıl bir kriter var bilmiyorum, ama bazen bir grupla insanın arasında nasıl, niye var olduğunu anlayamadığım bir bağ kuruluyor. Bilmem siz de hissettiniz mi hiç?

Neden var bu bağ? Bir kere Frog Eyes, zamanında değeri kimse tarafından bilinmemiş bir grup. Wolf Parade ve Sunset Rubdown’ın (Özellikle WP’in Apologies…) albümleriyle, bir anlamda Spencer Krug’ın indie sahnesinde parlayan yıldızıyla adını duyurdu, insanları merak ettirdi. (Çünkü Krug da bu grubun bir üyesi, adam bir acayip, demiştim bunu ben.) Ondan önce de bilen biliyordu aslında. İşte ben o bilen biliyordum kişilerdenim, bu da hepimizin bildiği “grup ünlü olmadan onca onu bilen kişinin kendini ayrı bir yere koyuşu” olarak adlandırabilecek, kısaca sahip çıkma, kimlik oluşturma, kendini özleştirme…hayranlık,pes. İşte bağın sebeplerinden biri bu. Ama kendimi hiç te kimsenin bilmediği ama hafiften iyi olan bir gruba hemen “muhteşem” damgasını vuracak kadar da olayın müzik bölümünden bihaber görmüyorum. Frog Eyes’ta gerçekten bir şey var.

Bu bir şey, öyle bir şey ki kolay yenilip yutulmuyor. Hemen bir Sunset Rubdown karşılaştırması yaparsak; Krug’ın müziği pop melodilerini kaosumsu dinamiklerle doldurup, onları karartıp, groteskleştirmekse, Mercer’in müziği kaosu müzikleştirip, pop haline getirmek diyebiliriz. Grotesk bir keşmekeşe şekil vermeye uğraşıyor Frog Eyes. Bir grubun müziğine “zor müzik” demeyi hiç sevmesem de, bu adamların müziği kolay hazmedilmiyor. Çünkü hiç bir albümleri dur durak bilmiyor, ağzına kadar dolduruyorlar ne var ne yoksa. Nefes alamayacak kadar hızlanıp, bazen yine nefes alamayacak kadar çok yavaşlayarak çalışıyorlar, öylesine uzuyor melodiler ve bazen öylesine yuvarlanıyor ki hızla. Çok uçuk oldu ifadeler ama zaten Frog Eyes’ın müziği de çok basit bir ifadeyle uçuk.

Aslında Frog Eyes’ın müziğinin etrafında döndüğü, kaynağının bulunduğu, şeklini aldığı şey, Mercer’in vokali. Yine Krug’a benzetmeyeceğim, çünkü bambaşka bir şey olduğunu düşünüyorum bu adamın sesinin. Anlatması çok güç, ama feci şekilde kafayı yemiş birinin şarkı söylemesine benzetebiliriz Mercer’ın vokalini; böğürerek, inleyerek, ince ince çığırarak, sesini kısıp konuşarak, aynı ifadeleri tekrarlayarak, yakınarak, ağlayarak, kızıp köpürerek, hırıldayarak, hıslayarak. Hayatımda duyduğum en korkutucu, heyecan verici ve duygu yüklü şarkı söyleyiş şekli bu adamın ki (Ian Curtis bir de, onu unutmuyorum, ama o kadar güçlü, kendine özgü ve etkileyici bir vokalist ki Mercer, Curtis’in yanına koyabilirim ancak).

Dinleyince, gereksiz yere zorlanmış bir deneysellik, yapay bir kendine özgülük kazanma çabası, müziği dinlenemez hale getirecek derecede aşırıya kaçmış bir sanatsal umursamazlık gibi olumsuz hisler uyandırabilecek kadar yabancı duruyor Frog Eyes’ın müziği. Ama aslında korkacak bir şey yok, bunların hepsi pop melodileri. Oradalar, ama görmek için biraz çaba istiyor. Değer mi bu çabaya? Kesinlikle değer.

Tears of the Valedictorian ise, grubun zaten oturmuş dinamiklerini bozmadan, daha bir kendini raylara soktuğu albüm. Frog Eyes, her zaman epik şarkılar (ki bunlar galiba yedi dakikayı geçen şarkılar oluyor sanırım, epik şarkı ne demektir?) yapabileceğini hissetirmişti, bu albümde ilk defa yapıyor. Hem de öyle bir yapıyor ki, Bushels, bence grubun kaydettiği en iyi parça şimdiye kadar.

Dinlemeden anlaşılamayacak bir grup Frog Eyes. Dinlenince de anlaşılmayan bir grup. Anlaşılamayınca herkesin gözünden uzakta kalmaya mahkum oluyorsun tabii ki. Bağımsız müzik sosyetesi, karşı kültür tanımlarının dışına çıkan, anlayamadığı, kendi normları içinde “pop” olmayan sesleri, müzikleri, bağışlamayacaktır. Vay be, peki ben nerelere oturttum kendimi bunları söyleyerek? İçimi boğdum.

Bu senenin en iyi albümü Frog Eyes – Tears of The Valedictorian. “Peki o zaman niye 2 numara lan?” derseniz, 1 numarayı bu albümden daha fazla dinledim derim, ehe mehe diye de gülerim ardından.

İçimi parçalayan, beni zorlayan, kalbimde hastalıklı bir heyecan uyandıran müziğini, çok seviyorum ben Frog Eyes’ın, hatta aşığım bile. Lütfen birileri daha kulak versin bu gruba, allah belamı versin süper çalıyo elemanlar.

Download : Frog Eyes – Tears of The Valedictorian

 

3. Arcade Fire – Neon Bible (2007′nin En İyi 10 Albümü) Ocak 22, 2008

Filed under: Genel — baranakkush @ 2:36 am
Tags: ,

arcade_fire_neon_bible

İtiraflar diz boyu: İlk dinlediğimde bu albümü olabildiğince sıkıcı buldum. Hayaller yıkıldı, yüzler asıldı, mepeüçler bilgisayarın bir köşesinde tozlandı.

Fakat, bazen mantık ta zevkleri belirleyebilir değil mi? Bir gün Funeral dinlerken -ki dinleniyor arada bir hala, hala aynı zevki veriyor, nasıl da muhteşem albüm değil mi?- şöyle düşündüm: “Bu albüm bambaşka!”. Çok normal bir düşünce o albüm karşısında, ama ardındanda şunu düşündüm: “Hangi insan evladı böyle bir albüm yapabilir ki bir daha? Tarihte bir defa. Kendileri bile daha iyisini yapamazlar artık, daha “iyi” bir albüm yapsalar bile” Düşüncelerimde tırnak işareti olması bir yana,kendimi çok haklı buldum. Ve bir okula yürüyüş, bir yazı yazış, bir uykuya dalış sırasında derken, bir baktım ki, albüm gerçekten çok güzel.

Bir defa Funeral’la karşılaştırmayı bıraktığınızda, sizde umarım anlayacaksınız bu albümün ne kadar dikkate değer olduğunu. Herkesin söylediği gibi, öyle sıçramalar ilerlemeler yok bu albümde Arcade Fire müziği için. Ama ne var? Çok güzel Arcade Fire şarkıları var. Bu da kime yetmez oldu bu doymak bilmez indi dünyasında?

Hatta bazen, Neon Bible’ın soundunun daha bir yere bastığını, şarkıların o “dinledikçe” anlaşılan, üzerinde düşünülmüş, daha bir ömrü uzun şarkılardan olduğunu düşünüyorum. Hani ilk albümün şarkılarının ömrü kısa demiyorum da, Arcade Fire için doğru yolda atılmış sağlam adımlar var bu albümde. Funeral yüzünüzde patlayan bir fırtınaysa, Neon Bible fırtınanın yıkımı hakkında düşünmeye başladığınız o felaket sonrası içe dönük ve geleceğe yönelik hislerden oluşan bir kitap diyebiliriz. Kitap, çünkü kapak, çünkü bknz. daha bir sağlam adımlar.

Ama evet, hesaplanmış bir şeyler var bu albümde, üzerinde kafa patlatılmış, ordan burdan biraz fazla kurcalanmış bir şeyler. O yüzden ilk albümün o vahşi duygusallığı biraz ehlileştirilmiş. Yine de, çok başarılı bir albüm.

PS. Oh be! Türkçe yazmak kadar güzeli var mı?

Download: Yok download, koymadım, şart mı?

 

4. Sunset Rubdown – Random Spirit Lover (Best Music of 2007) Ocak 21, 2008

Filed under: Genel — baranakkush @ 11:47 pm
Tags: ,

33941.randomspiritlover

My first impression of this album was that it sounded like an unsuccessful Shut Up I Am Dreaming, Krug’s previous album. It sounded like it would burst at the seams from overblown dynamics, unnecessary experimentations and all in all it sounded like an empty album after my obsessed love with Shut Up..Like your girlfriend getting a new haircut with a strange colour , it offended me, how could you do this without asking me!! I loved you for it!!.

Now, I know I was terribly wrong, I’m sorry Spencer, really. I’m sorry for the things I said to you in my first post, even the pacing of the W/W Things sounds better.

RSLover, is a better album than Krug’s previous. And that’s saying a lot. At Shut Up, we saw Krug shedding his lo-fi style and glossing his sound. With RSL, his sound is arriving at the place he aims at. If you thought that he would tone down his unique taste for a more mainstream sound at this album, you are wrong. He creates an even more intricate sound, more experimental and more daring. His songs are like architecture. Buildings that are chaotic, confused, messy. But this is an ordered chaos, intentional and always to the point. Whole album feels like a strange panorama where you can’t take your eyes of, every song is connected to each other, although nothing sounds the same. Krug was always at his best when creating dramatic pop songs, and he delivers them again and more; there are even atmospheric passages that makes the album breathe more. SUID was more tied up, condensed. Here he stretches the songs wherever the songs please.

And now we are at number 4, I may call them all number 1′s. This is also a number one album, and a follow-up to one of the best albums of 2006 is again from Spencer Krug. I really love his music. Give it a spin (in your whatever mediaplayer)

Previous Review

Download : Sunset Rubdown / Random Spirit Lover (Part 1)

Sunset Rubdown / Random Spirit Lover (Part 2)

www.myspace.com/sunsetrubdown

 

10. Menomena – Friend & Foe (2007′nin En İyi 10 Albümü) Aralık 17, 2007

Filed under: Genel — baranakkush @ 8:56 pm
Tags: , ,

menomena_friend_and_foe

Menomena’yı ilk defa bu sene duydum. Nasıl anlatacağımı bilmiyorum ama, oldukça acayip bir grup bunlar. Acayip derken, bir sürü acayip var. Bunlar kendilerine özgü bir acayiplikteler.

Misal, kendilerinin yazdığı bir software var bu adamların, onla uğraşıyolar, kafalarına göre emprovize ediyolar, sonra ellerine gitarı davulu alıp çalıyorlar o düzenlemeleri. Ama ne düzenlemeler!

Çok karışık, zorlama gibi dursa da bir anda, aslında garip bir güzellikle birbirine akıyor bütün parçalar, ve parçaların içinde ki parçalar. Bir kolajı andırmıyor, ben öyle anlattıysam da, daha çok ters-yüz edilmiş bir Sigur Ros’u andırıyor (Sigur Ros yerine istediğiniz grubu koyabilirsiniz görkemli, hangi odaya soksan sığmayacak kadar kocaman müzik yapan). O devasa düzenlemeler yerine, daha yoğun, sıkı bir tazda çalıyor Menomena. Ama arada koyveriyorlar dizginleri, o zaman da zaten patlayıp açılıyor ne varsa o kapak resminin altında (orjinalini isterim, ama alamam).

Bir de My My var ki, Menomena’nın yaptığı en müthiş şey.

Kısaca, pop. Ama Menomena tarzında pop. Bu da süper bir şey değil midir de nedir acaba ki?

Download : Menomena – Friend & Foe

www.menomena.com/
www.myspace.com/menomena

 

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.