Bu listedeki her grubu çok seviyorum, ama hayranı olduğumu söyleyebileceğim tek grup Frog Eyes aralarında. İnsan kendini en çok anlatan grupları mı seçiyor? Yoksa kendini en çok duygulandıranları mı? Melodilerin güzelliği mi, yoksa sözlerin edebi değeri mi? Nasıl bir kriter var bilmiyorum, ama bazen bir grupla insanın arasında nasıl, niye var olduğunu anlayamadığım bir bağ kuruluyor. Bilmem siz de hissettiniz mi hiç?
Neden var bu bağ? Bir kere Frog Eyes, zamanında değeri kimse tarafından bilinmemiş bir grup. Wolf Parade ve Sunset Rubdown’ın (Özellikle WP’in Apologies…) albümleriyle, bir anlamda Spencer Krug’ın indie sahnesinde parlayan yıldızıyla adını duyurdu, insanları merak ettirdi. (Çünkü Krug da bu grubun bir üyesi, adam bir acayip, demiştim bunu ben.) Ondan önce de bilen biliyordu aslında. İşte ben o bilen biliyordum kişilerdenim, bu da hepimizin bildiği “grup ünlü olmadan onca onu bilen kişinin kendini ayrı bir yere koyuşu” olarak adlandırabilecek, kısaca sahip çıkma, kimlik oluşturma, kendini özleştirme…hayranlık,pes. İşte bağın sebeplerinden biri bu. Ama kendimi hiç te kimsenin bilmediği ama hafiften iyi olan bir gruba hemen “muhteşem” damgasını vuracak kadar da olayın müzik bölümünden bihaber görmüyorum. Frog Eyes’ta gerçekten bir şey var.
Bu bir şey, öyle bir şey ki kolay yenilip yutulmuyor. Hemen bir Sunset Rubdown karşılaştırması yaparsak; Krug’ın müziği pop melodilerini kaosumsu dinamiklerle doldurup, onları karartıp, groteskleştirmekse, Mercer’in müziği kaosu müzikleştirip, pop haline getirmek diyebiliriz. Grotesk bir keşmekeşe şekil vermeye uğraşıyor Frog Eyes. Bir grubun müziğine “zor müzik” demeyi hiç sevmesem de, bu adamların müziği kolay hazmedilmiyor. Çünkü hiç bir albümleri dur durak bilmiyor, ağzına kadar dolduruyorlar ne var ne yoksa. Nefes alamayacak kadar hızlanıp, bazen yine nefes alamayacak kadar çok yavaşlayarak çalışıyorlar, öylesine uzuyor melodiler ve bazen öylesine yuvarlanıyor ki hızla. Çok uçuk oldu ifadeler ama zaten Frog Eyes’ın müziği de çok basit bir ifadeyle uçuk.
Aslında Frog Eyes’ın müziğinin etrafında döndüğü, kaynağının bulunduğu, şeklini aldığı şey, Mercer’in vokali. Yine Krug’a benzetmeyeceğim, çünkü bambaşka bir şey olduğunu düşünüyorum bu adamın sesinin. Anlatması çok güç, ama feci şekilde kafayı yemiş birinin şarkı söylemesine benzetebiliriz Mercer’ın vokalini; böğürerek, inleyerek, ince ince çığırarak, sesini kısıp konuşarak, aynı ifadeleri tekrarlayarak, yakınarak, ağlayarak, kızıp köpürerek, hırıldayarak, hıslayarak. Hayatımda duyduğum en korkutucu, heyecan verici ve duygu yüklü şarkı söyleyiş şekli bu adamın ki (Ian Curtis bir de, onu unutmuyorum, ama o kadar güçlü, kendine özgü ve etkileyici bir vokalist ki Mercer, Curtis’in yanına koyabilirim ancak).
Dinleyince, gereksiz yere zorlanmış bir deneysellik, yapay bir kendine özgülük kazanma çabası, müziği dinlenemez hale getirecek derecede aşırıya kaçmış bir sanatsal umursamazlık gibi olumsuz hisler uyandırabilecek kadar yabancı duruyor Frog Eyes’ın müziği. Ama aslında korkacak bir şey yok, bunların hepsi pop melodileri. Oradalar, ama görmek için biraz çaba istiyor. Değer mi bu çabaya? Kesinlikle değer.
Tears of the Valedictorian ise, grubun zaten oturmuş dinamiklerini bozmadan, daha bir kendini raylara soktuğu albüm. Frog Eyes, her zaman epik şarkılar (ki bunlar galiba yedi dakikayı geçen şarkılar oluyor sanırım, epik şarkı ne demektir?) yapabileceğini hissetirmişti, bu albümde ilk defa yapıyor. Hem de öyle bir yapıyor ki, Bushels, bence grubun kaydettiği en iyi parça şimdiye kadar.
Dinlemeden anlaşılamayacak bir grup Frog Eyes. Dinlenince de anlaşılmayan bir grup. Anlaşılamayınca herkesin gözünden uzakta kalmaya mahkum oluyorsun tabii ki. Bağımsız müzik sosyetesi, karşı kültür tanımlarının dışına çıkan, anlayamadığı, kendi normları içinde “pop” olmayan sesleri, müzikleri, bağışlamayacaktır. Vay be, peki ben nerelere oturttum kendimi bunları söyleyerek? İçimi boğdum.
Bu senenin en iyi albümü Frog Eyes – Tears of The Valedictorian. “Peki o zaman niye 2 numara lan?” derseniz, 1 numarayı bu albümden daha fazla dinledim derim, ehe mehe diye de gülerim ardından.
İçimi parçalayan, beni zorlayan, kalbimde hastalıklı bir heyecan uyandıran müziğini, çok seviyorum ben Frog Eyes’ın, hatta aşığım bile. Lütfen birileri daha kulak versin bu gruba, allah belamı versin süper çalıyo elemanlar.
Download : Frog Eyes – Tears of The Valedictorian